11 ve 12. YY. da İslamiyet ve Türk Kültürü

0

11 ve 12. YY. da İslamiyet ve Türk Kültürünün özellikleri. 11. ve 12. yy. da ilk dil ve edebiyat ürünleri, Türk edebiyatı özellikleri.

XI – XII. YÜZYILLARDA İSLAMİYET VE TÜRK KÜLTÜRÜ

Türklerin İslamiyet öncesi dönemlerini anlatmak için birçok tarihçi “çadır medeniyeti” sözünü kullanmayı yeğlemiştir. Bu ifadede doğruluk payı yüksektir. Gerek Orta Asya’nın coğrafi koşulları gerek döneme hakim olan zihniyet gerekse de devralınan kültürel miras, Türklerin atlı-göçebe kültürünün, bir çadır medeniyeti olarak adlandırılması sonucunu doğurmuştur.

İslamiyet’in kitleler halinde kabul edilmesi, Türklerin yaşam biçimlerinden mimarilerine, dil ve sanat ürünlerinden ekonomik durumlarına kadar hemen hemen bütün alanlarda çok önemli değişikliklerin oluşmasını sağlamıştır. Türkler, Müslümanlığın verdiği yeni ufuk ve yaşam felsefesiyle büyük devletler kurmuş, tarih sahnesinde uzun bir süre belirleyici aktör olarak kalmıştır.

Türklerin islam kültür ve medeniyetiyle tanışmalarında Talas Savaşı önemli kilometre taşlarından biridir. 751 ‘de yapılan bu savaşı, Karluk Türklerinin yardımıyla Araplar kazanmıştır. Bu savaştan sonra Türklerle Müslüman Araplar arasında ticari ve kültürel etkileşim başlamış, Türk boyları Müslümanlığı daha yakından tanıma fırsatı bulmuş, süreç içinde de Türkler kabileler halinde İslamiyet’i kabul etmiştir.

Müslümanlığı kabul eden ilk Türk devleti Karahanlılardır. VIII. yüzyılın sonlarında Aksu, Fergana, Kaşgar çevrelerinde devlet kuran ve kimi zaman da Araplar ve Samanoğulları ile savaşan Karahanlılar, X. yüzyılın ilk yarısında hükümdarları Satuk Buğra Han’ın Müslümanlığı kabul etmesiyle birlikte kitleler halinde Müslümanlığa geçmişlerdir. Türklerin bu bölgelerdeki İslamlaşma süreci yaklaşık dört yüzyıl sürmüş; Maveraünnehir, Horasan (Kuzeydoğu İran), Kaşgar bölgelerinde yaşayan Türklerin çok büyük bir kısmı VIII. yüzyılla XII. yüzyıl arasındaki zaman diliminde Müslümanlığı kabul etmişlerdir.

İSLAMİYET DÖNEMDE İLK DİL VE EDEBİYAT ÜRÜNLERİ (XI-XII. YÜZYILLAR)

Edebî metinleri, oluşturuldukları dönemin zihniyetinden bağımsız ürünler olarak görmek yanlıştır. Hele bu yargıyı geleneksel zamanları da içine alacak şekilde genelleştirmek tümden yanlıştır. İnsan ürünü olan her şey gibi edebiyat da dönemin hakim zihniyetiyle ilişki kurarak, bazen de o zihniyetin aktarıcısı ve başat öğesi olarak anlam ve değer kazanır. Edebiyat tarihçileri, edebiyatla zihniyet arasındaki bu derin ilişkiden yola çıkarak Türk edebiyatının sekiz yüzyıllık dönemini “İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı” sözüyle karşılamışlardır. Bu zaman diliminde Türk milletinin yaşam biçimini belirleyen asıl öge “din merkezli değer ve kabuller sistemi”dir. Yani o dönem hayatının tüm alanlarında zaten dinsel öğeler az çok egemendir. Dolayısıyla o devrin edebî anlayış ve zevkinin de dinsel öğeler etrafında şekillenmesi ve günümüz edebiyat tarihçilerinin de söz konusu dönemi “İslamiyet Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı” terimiyle karşılamaları son derece doğaldır.

İslamiyet’in etkisi daha önce de belirttiğimiz gibi edebiyatı aşan bir etkidir. Bunun en belirgin kanıtları da İslamiyet’in kabulünden sonra görülen mimari eserlerdir. Her ne kadar Türklerin Uygurlar döneminde yerleşik hayata geçerek çeşitli şehirlerde yaşadıkları kabul edilse de Türklerin kendi damgalarını vurdukları şehirler, İslamiyet’in kabul edilmesiyle birlikte kurulmaya başlanmıştır. O güne dek hükümdar sarayını merkez kabul eden ve yerleşimleri onun etrafında şekillendiren anlayışın yerine, “cami”yi şehrin merkezi kabul eden yeni bir anlayış hakim olmuş, bu camiler benimsenen yeni kültür ve medeniyetin simgesi olmuştur. İbadet edilen bir mekân olmanın ötesinde, toplumun eğitildiği, yöneticilerle halkın bir arada bulunma fırsatını bulduğu, şehir yaşamıyla ilgili her türlü sorunun çözüldüğü sosyal ve kültürel mekânlar olan camiler, zaman içinde bir külliyeye dönüşmüş, ticaret alanları bu külliyelerin yakınlarında kurulmuştur.

İslamiyet Türklerin kullandıkları alfabeyi de etkilemiş, Uygur alfabesi süreç içinde yerini Arap alfabesine bırakmıştır. Türkler Arap alfabesini yalnızca metin yazımında kullanılan şekiller sistemi olarak algılamamış, bu yazıya estetik bir değer katarak “hat” sanatında ölmez eserler ortaya koymuşlardır. Özlü sözlerin, şiirlerin, din büyüklerinin isimlerinin, ayetlerin, hadislerin, yazılı olduğu hat sayfaları çoğunlukla tezhip sanatıyla süslenmiştir.





Yorum Yazmak İster misiniz?