Bilişsel Gelişimin Temel Kavramları

0

Bilişsel Gelişimin Temel Kavramları nelerdir? Bilişsel yapı, uyum sağlama, dengeleme, örgütleme hakkında bilgi.

BİLİŞSEL GELİŞİMİN TEMEL KAVRAMLARI

1. Şema (Bilişsel Yapı)

Şema,(bilişsel yapı) zihnin en temel yapısıdır. Bireyin çevresindeki dünyayı anlamak için geliştirdiği bir bilgisayar programı gibidir. Çevresindeki problemleri anlama, çözme, dünyayla baş etme yolları yapıları olarak düşünebilir.

Şema, bireye dışarıdan yeni gelen bir bilginin yerleştirileceği bir çerçevedir. Zihnimizi (bilişsel yapılarımızı) oluşturan en küçük yapı taşlarıdır.

Örgütlenmiş bilgi, düşünce ve davranış kalıplarına şema denir. Örneğin, Bebek annesi ile geçirdiği yaşantılarına dayanarak, anne ile ilgili; süt veren, uyutan, altını değiştiren gibi çeşitli bilgilerini bir bütün halinde, örgütleyerek saklar. Sonraları annenin kucağa alması, anne sütünün tadı, görüntüsü gibi yeni bilgilerle anne ile ilgili şema, sürekli olarak yeniden organize edilir. Her bilgi önceki bilgilerle bağlantılı, ancak, yeni bilgi ile biraz farklılaşmış olarak yeniden oluşturulur. İleride, ilk defa annesinin ağladığını görünce, anne ile ilgili bilgilerine bir yenisi eklenmiş olur. Bu durumdaki son ulaşılan nokta anne ile ilgili şemanın biraz daha farklılaşmasına neden olacaktır. Bebeğin zihnindeki anne şeması, ağlayan anne görüntüsünün eklenmesiyle daha bütüncül, örgütlenmiş bir şemaya dönüşür.

Şemalar doğuştan itibaren çalışmaya başlar ve yetişkinlikte de gelişmeye devam eder. Bazen her ikisi eş anlamlı »§ kavramlar olarak kullanılsa da, çocuklar için şema, yetişkinler için bilişsel yapı kavramları da kullanılmaktadır.

Sahip olduğumuz tüm bilgilere ilişkin zihnimizde şemalar bulunmaktadır; kitap, yazı yazmak, televizyon, bisiklet sürmek, ip atlamak vb. Şemalar, bisiklet sürmek gibi davranışsal olabileceği gibi, bisiklet sürmeyi bilmek gibi bilişsel nitelikte de olabilmektedir. Bazı şemalar doğuştan getirilirler. Emme, yakalama, yutma(refleksif hareketler) vb. gibi şemalar bebeğin doğuştan sahip olduğu şemalardır. Bu nedenle bebek ilk zamanlar karşılaştığı her yeni durumu bu şemalarının içerisine koymaya çalışır. Eline verilen her nesneyi önce ağzına götürmesi veya kavramaya çalışması bebeğin var olan emme ve tutma şeması ile açıklanabilir.

Zihinsel yapılar,(şemalar) organizmanın sürekli olgunlaşması ve yaşantı kazanma etkileşimi sonucunda değişir, yeniden organize edilirler. Bir yaşındaki çocuğun şeması ile 5 yaşındaki bir çocuğun şeması birbirinden farklılık gösterir. Bu farklılığı davranışlarında gözlemek mümkündür. Örneğin; iki aylık çocuğa oyuncak bir bebek verdiğinizde onu hemen kavrayıp ağzına götürecek ve emecektir. Çünkü bu uyarıcıyla ilgilenmesi için uygun şema; yakalama-emme şemasıdır. Öte yandan 1 yaşındaki bir çocuğa aynı oyuncak bebeği verdiğinizde gene eline alır ama emme davranışının yanında bebeği sallayabilir, döndürebilir veya elinden atabilir. Çünkü 1 yaşındaki çocuk 2 aylık çocuğa göre daha olgunlaşmış ve yaşantı deneyimi daha fazladır. Bu nedenle olgunlaşma ve yaşantı etkileşimleri sonucunda şemaları değişmiş ve gelişmiştir.

Örnek: ilk kez gittiği köyde otlayan koyun sürülerini gören bir çocuk ‘baba köpeklere bak” demiştir. Burada çocuğun koyunlara köpek demesinin sebebi, zihninde koyunlarla ilgili şema bulunmayışıdır. Var olan şema köpek şemasıdır. Dolayısıyla koyunları ona benzeyen, kendisinin de daha önceden bildiği köpek şemasının içine yerleştirmiştir. Ancak, koyunlarla etkileşimde bulunup yeni yaşantılar kazandıktan sonra koyunun köpek olmadığını anlayıp onun için yeni kategori(şema) oluşturacaktır.

2. Uyum Sağlama (Adaptasyon)

Bireyin çevresiyle etkileşimi sonucunda çevresine ve çevresindeki değişikliklere uyum sağlayabilmesidir. Başka bir deyişle uyum sağlama, kişinin dış dünya ile ilişkilerinde, kendi içinde ve çevresi ile giderek daha üst bir denge içinde olmasını ifade eder. Uyum fonksiyonel bir değişmezdir ve yaşam boyunca devam eder. Çünkü uyum sağlama, yaşamı sürdürebilmek ve çevreyi anlamlandırmak açısından gereklidir. Organizma bilişsel gelişim açısından olduğu kadar, diğer fiziksel ve psikososyal gelişim açısından da sürekli olarak uyum sağlamak durumundadır. Öğrenme ve gelişimin hizmet ettiği nihai amaç (gaye) uyumdur, uyumun da hizmet ettiği en üst amaç ise kalımdır. Kalım, yaşamda kalmak, hayatın devamlılığını sağlamakla ilgilidir.

Örneğin, Almanya’da yaşayacak biri için almanca dilini öğrenmek, öğrenmemeye kıyasla kişinin Almanya’ya uyumu ve kalımı yönünde paha biçilmez bir avantaj sağlar.

Organizma uyum sağlama işlemini yerine getirirken, bazen kendisinin sahip olduğu yapılar, bazen de çevreden gelen uyarıcıları düzenleme çabasındadır. Bu bakımdan Piaget’e göre uyum sağlama işlevi, özümseme (assimilation) ve düzenleme (accomadation) (uyum) olarak adlandırılan ve birbirinin tamamlayıcısı olan iki ayrı süreçle sağlanır.

a. Özümleme (Asimilasyon)

Bireyin yeni karşılaştığı durum, nesne ve olayı kendisinde önceden var olan zihinsel yapının içine yerleştirmesi, asimile etmesi işlemidir. Bir bakıma bilgiyi içselleştirmesini, sindirmesini ifade eder. Bu yolla nesneleri, insanları, fikirleri, gelenek ve görenekleri kendi eylemimize katmanın ilk adımını atarız. Özümsenen bilgi kişi tarafından bir miktar değiştirilerek algılanmaktadır.

Örnek: Bir çocuğun ilk defa gördüğü koyunları köpek şemasının içine koyması; Bir bebeğin eline verilen her şeyi emmeye çalışması; Hayatında hiç denizkestanesi görmemiş birinin, “deniz kestanesi” sözcüğünü duyduğunda bunu kendisinin bildiği kestane yapısı içine alıp, yenebilen kahverengi bir meyve olarak düşünmesi; Küçük bir çocuğun ilk kez kokarca gördüğünde ‘kedicik’ diye seslenmesi.

Buna göre çevremizdeki uyaranları sürekli algılamakta ve özümsemekteyiz. Özümsenen bilgi eski bilgilerle aynı ya da bilişsel çelişki yaratacak kadar farklı olmadığı sürece, algılanmasında sorun yoktur. Özümsenen bilgi, c^aha önceki şemalarından çok farklı olduğu durumlarda şemalarda değişime ihtiyaç vardır. Bu da düzenleme işlevi ile yerine getirilecek bir durumdur.

***Doğumdan sonraki ilk aylarda çocuklarda işlevsel, genelleyici ve tanıma özümleme türleri görülebilir.

Örneğin; İşlem öncesi dönemdeki bir çocuk anne emme davranışını (refleks davranışı) gösterir. Ardından emme davranışını diğer nesnelere de uygular. Çocuğun tok olduğu durumlarda dahi nesneleri ağzına götürmesi yiyecek arayışında olmadığını gösterir. Bu örnekten hareketle söz konusu kavramlar şöyle tanımlanabilir;

***İşlevsel özümleme; Çocuğun refleks halindeki emme davranışını diğer nesnelere (oyuncak bebek gibi) yöneltmesine denir.

***Genelleyici özümleme; Çocuğun emme davranışını gösterdiği nesnelerin sayısının artmasıdır, (oyuncak bebeğin yanında, kalem, zil, çorap vs. nesnelere de göstermesi)

***Tanımlayıcı özümleme; Çocuğun anne memesi ile diğer nesnelerin farkını öğrenmesi sonrası, açken sadece diğer nesnelere değil de memeye yönelmesine denir.

b. Uyumsama – Uyum kurma – Uyum (Düzenleme- Akomodasyon)

Piaget, organizmaya yeni gelen bilgiler, eski bilgilerden farklı olduğu durumlarda, yaşanacak bilişsel çelişkileri gidermek amacıyla şemalarda yapılan değişim için düzenleme ya da uyma kavramını kullanır.

Özümleme, tek başına bilişsel gelişimi sağlamada yetersiz kalmaktadır. Dışardan gelen uyarıcıları, bireyin, sürekli olarak kendisinde var olan yapıları içine alması ve onlara göre tepkide bulunması gelişimi sınırlandırır. Bu nedenle, yeni obje, olay, durumları anlamak, bilmek için varolan yapıların yeniden şekillendirilmesi biçimlendirilmesi gerekmektedir. İşte mevcut şemayı yeni durumlara, objelere, olaylara göre yeniden biçimlendirme, şekillendirme sürecine “düzenleme” (Akomodasyon) adı verilmektedir. Başka bir deyişle uyumsama yeni şemalar oluşturarak ya da önceden var şemaların kapsamını ve niteliğini değiştirerek, yeni edinilen deneyimlerin gerektirdiklerine uygun davranmaktır. Dolayısıyla uyma yeni bir bilginin ya da durumun anlaşılabilmesi için zihinsel yapının buna uygun hale getirilmesi sürecidir. Her yaşantı özümleme ve düzenlemeyi kapsar. Eğer mevcut bilişsel yapılar, yeni durumlara cevap vermek için uygun ise özümleme yapılır. Yeterli değilse, mevcut bilişsel yapılar yeniden düzenlenir. Bu yeniden düzenleme kabaca, öğrenmeye eşdeğer görülmektedir. Yeniden düzenleme olmadan tek başına özümleme ile öğrenme ve dolayısıyla da gelişme mümkün değildir.

Örneğin; İlk kez gördüğü koyun sürüsünü, kendisinde var olan köpek şemasına yerleştiren bir çocuk, belli bir yaşantıdan sonra koyunların köpeklerden farklı olduğunu anlayacaktır. Dolayısıyla köpeklerle ilgili şemasını yeniden düzenler veya koyunlarla ilgili yeni bir şema oluşturur. Bu durum bir düzenlemedir.

Örneğin; Gökyüzünde uçan bir uçağı ‘konserve kutusu’ olarak bir gören insanın, belli bir yaşantıdan sonra söz konusu nesnenin uçak olduğunu öğrenmesi ve bununla ilgili bir şema oluşturması düzenlemedir.

3. Dengeleme

Dengeleme, bireyin yeni karşılaştığı bir durumla kendisinde önceden var olan bilgi ve deneyimler arasında denge kurmak için yaptığı zihinsel işlemlerdir. Başka bir ifade ile bireyin özümleme ve düzenleme yoluyla çevresine uyum sağlayarak dinamik bir dengeye ulaşması sürecidir.

Dengesizlik, öğrencinin karşılaştığı ile bildiği arasındaki uyuşmazlıktır. Dengesizlik, bireyi yeni karşılaştığı şeyi zihnindeki şemaya uydurmaya veya bilişsel dengeyi yeniden sağlamak için yeni şema oluşturmaya zorlar. Piaget’e göre bu bilişsel aktivite öğrenmeye neden olur. Yani öğrenme, büyük ölçüde organizmanın denge durumunun bozulmasına ve dengenin, yeniden daha üst düzeyde kurulmasına bağlıdır.

Piaget, dengelenme kavramını fizikteki “homeostasis” kavramından alır. İnsan zihni de tıpkı organizma gibi sürekli bir dengede olma eğilimini gösterir. Organizmaya gelen her yeni bilgi, mevcut bilgilerle örtüşmüyorsa, zihinsel olarak bir dengesizlik-karışıklık durumu yaşanır. Bu durum rahatsız edicidir ve tekrar denge durumuna ulaşma ile hem rahatsızlık giderilir hem de zihinsel gelişim desteklenir. Buna göre çocuklar evde ya da okulda kendisine yeni bir bilgi geldiğinde ya da daha önce öğrendiklerine aykırı bir bilgi ile karşılaştığında bilişsel bir çelişki yaşar ve bu çelişkiyi çözme işlemine girişir. Bu bilişsel çelişkiyi giderrpe çabasına dengeleme denir.

Örnek: Hayatında hiç zürafa görmemiş bir çocuk, zürafa ile karşılaştığında bilişsel açıdan bir dengesizlik yaşayacaktır. Çocuğun özümseme ya da uyumsama yolu ile zü-rafayı anlamlı hale getirmesi, bir şema oluşturması ile yeniden denge süreci kurulacaktır.

Örneğin, çocuk ilk defa bir motosiklet gördüğünde bu nesneye bisiklet diyebilir.

• Şema: iki tekerleği olan ve benzinle çalışan ulaşım aracı motosiklettir.

• Özümleme: Bisikleti motosiklet zannetmek.

• Dengesizlik yaşanır: Nesne daha önce karşılaşılan bisikletlere benzememektedir.

• Uyum kurma: Her İki tekerleği olan ulaşım aracı bisiklet değildir. Motosiklet benzinle çalışır ve daha hızlı gider. Bisiklet beden gücüyle çalışır ve daha yavaş gider.

Yeniden denge: Motosikletin ne olduğunu açıklayan bir şemaya ulaşmıştır.

Etkili bir dengeleme ve ilerleme olabilmesi için, problem ve hâlihazırda bireyin sahip olduğu bilişsel yapılar arasındaki fark orta düzeyde olmalıdır. Piaget’e göre birey, ne kendisinde var olan şemalarla hiç cevaplayamayacağı, ne de çok kolay bir şekilde cevaplayacağı durumlara ilgi duyar. Bu nedenle bireyi öğrenmeye güdüleyebilmek için orta düzeyde bir belirsizlik, dengesizlik yaratmak gerekmektedir.

Piaget’e göre dengeleme biyolojik bir dürtüdür. Bu dürtü bireyin bilişsel yapıları ve çevresel koşullar arasında bir optimal denge kurmaya yarar. Bu dengeyi oluşturmak için 3 mekanizmadan birini kullanırlar. Özümseme, uyma ve yok sayma.

Yok sayma; insanların çevrelerinde var olan nesneleri veya meydana gelen olayları anlamaya, kavramaya çalıştığı ile ilgili iddialar doğru değildir. Birçok insan kendisine gündelik yaşamda fayda sağlamayacak bilginin peşine düşmez ve öğrenme adına çaba sarf etmez. Bu bağlamda yok sayma, kişinin kendine yarar sağlamayacak bilgileri öğrenme adına zihinsel israf içine girmemesidir. Örneğin, yemek yediğimiz lokantada yanı başımızdaki masada bilmediğimiz bir dilde konuşan iki kişinin ne demeye çalıştığını merak etmeyiz ve onları anlama adına da bir çaba içine girmeyiz. Bu durum yok saymadır.

4. Örgütleme (Organizasyon)

Piaget’e göre zihindeki düşünce ve bilgi parçaları birbirinden bağımsız değildir. Çocuk sürekli olarak bunları ilişkilendirmeye ve bütünleştirmeye çalışır ve bu duruma örgütleme adı verilir. Öğrenilen bilgiler önceki bilgilerle ilişkilendirilerek zihinsel yapıya aktarılır. (Örgütlenmiş bilgi, düşünce ve davranış kalıplarına şema denir.)

Örneğin; Çocukların bir dili tam olarak öğreninceye kadar süreç içinde kazandıkları bilgi kırıntıları ve bunların zamanla entegresi örgütlemeye bir örnektir.





Yorum Yazmak İster misiniz?