Henrik Ibsen Hayatı İle İlgili Bilgi

0

Henrik Ibsen kimdir ve ne yapmıştır? Henrik Ibsen hayat hikayesi, serleri, kitapları, oyunları, şiirleri hakkında bilgi.

Henrik Ibsen

Henrik Johan Ibsen; (d. 20 Mart 1828, Skien – ö. 23 Mayıs 1906, Kristiania [bugün Oslo], Norveç), çağdaş gerçekçi tiyatronun yaratıcısı Norveçli şair ve oyun yazarıdır. En önemli yapıtları Peer Gynt (1867; Peer Gynt, 1956), Et dukkehjem (1879; Nora, Bir Bebek Evi, 1942, 1977), Gengangere (1881; Babaların Günahı, 193 Al Hortlaklar, 1936) ve Hedda Gabier’dir (1890; Hedda Gabier, 1944, 1965).

Gençliği. Varlıklı bir işadamının oğluydu. 1830’ların ortasında babası iflas edince, ailesiyle birlikte sekiz yıl kalacağı Venst0p’a taşındı. İçine kapalı bir çocuktu; zamanını kitaplar arasında ve kukla oynatarak geçiriyordu. Çocukluk izlenimleri ve anıları, sonradan birçok oyununa malzeme oluşturdu, Doğduğu Skien, De unges forbund (1869; Gençlik Birliği) adlı oyununun geçtiği küçük kente; Venst0p’daki evlerinin tavanarası, Vildanden’deki (1884; Yaban Ördeği, 1944) Ekdal ailesinin yaşadığı tavanarasına; kendi ailesi de oyunlarındaki karakterlerine esin kaynağı oldu.

“Ev”e yabancılaşmanın, Ibsen’in yaşamında önemli bir yeri vardı. Uzaklaşılan ev, bazen doğduğu ev, bazen büyüdüğü kent, bazen de ülkesi Norveç’ti. On beş yaşında Skien’den ayrılırken yaşadığı kaçış ve kurtuluş duygusunu, 20 yıl kadar sonra Norveç’ten ayrılırken bir kez daha yaşadı. Yetmiş yaşına doğru ülkesine geri döndüğünde bile, bir arkadaşına şunları yazıyordu: “Doğduğum yer burada, şu fiyortların yakınında, ama… vatanımı nerede bulacağım?” Ibsen 1844’te, Samfundets stotter (1877; Toplumun Temelleri) adlı oyununun arka planını oluşturan Grimstad’a gitti ve bir kimyacının yanında çalışmaya başladı. Daha 18 yaşındayken, kaldığı evde çalışan bir hizmetçiden bir çocuğu oldu. On dört yıl çocuğunun bakımını üstlendiyse de, olay yaşamının en büyük gizlerinden biri olarak kaldı. Boş zamanlarında üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanırken, bir yandan da yazmaya zaman ayırdı. 1848’de Avrupa’yı saran devrimlerden ve sınavları için okuduğu Latince metinlerden esinlenerek ilk oyunu Catilina’ yı yazdı. Yapıt, yayımlandığında büyük bir yankı uyandırmadı. 1875’teki ikinci basımına yazdığı önsözde de belirttiği gibi, Ibsen bu oyunda daha sonra sık sık döneceği bir temayı, “istek ile yetenek, irade ile olasılık arasındaki çatışmayı, insanlığın ve bireyin hem trajik, hem de komik olan yanını” ele alıyordu.

1850’de Christiania’ya (sonra Kristiania, bugün Oslo) taşındı. Orada kaldığı 18 ay boyunca, yaşamını yetersiz bir gelirle sürdürdü. Sınavlarda başarılı olamadığı için, üniversiteye giremedi. Bir süre Andhrimner adlı derginin çıkartılmasında çalıştı ve orada yazılarını yayımladı. 26 Eylül 1850’de Kjaempehojen (Mezar Tepesi) adlı oyunu sahnelendi. Yoğun milliyetçi bir anlatımı olan bu tarihsel oyun başarılı olamayınca, Ibsen yılın geri kalan bölümünü gazetecilikten kazandığı küçük bir gelirle geçirdi.

Norveç Tiyatrosu’yla ilişkisi. 1851’de, Bergen’de yeni kurulan Norveç Tiyatrosu kuruluş yıldönümlerinde sahnelenmek üzere Ib-sen’e her yıl yeni bir oyun yazmasını önerdi. Ibsen bir süre sonra, bu tiyatroda yönetmenlik de yapmaya başladı. Ama duygularını rahatça açığa vuramayan, içine kapalı ve çekingen bir insan olması yüzünden, yönetmenlikte pek başarılı olamadı. Gene de bu yılların deneyimi, özellikle de Danimarka ve Almanya’daki tiyatroları incelemek üzere 1852’de çıktığı gezi, sonraki yapıtlarına zengin bir malzeme sağladı. Bu dönemde en az 145 oyunun sahnelenmesinde görev aldı. 1851-57 arasında kendi oyunlarından beşi Bergen’de sahneye kondu, ama hiçbiri başarı kazanamadı. Ibsen 1856’da Suzannah Thoresen’le evlendi, üç yıl sonra bir çocukları oldu.

1857’de Christiania’ya döndü ve oradaki Norveç Tiyatrosu’nda sanat yönetmeni oldu. Ama mali sıkıntı içindeki tiyatronun repertuvarında çok sayıda fars ve vodvile yer vermesi yüzünden, istediği oyunları yönetemedi. 1862’de tiyatro parasızlıktan kapanınca, bu kez çok az bir para karşılığında geçici olarak Christiania Tiyatrosu’nun edebiyat danışmanlığını yapmaya başladı. Ama 1857-64 arasında Christiania’da tamamladığı Haermaendene paa Helgeland (1858; Helgeland Savaşçıları), Kjaerlighedens komedie (1862; Aşk Komidisi) ve Kongsemnerne (1863; Tahtta Hak Arayanlar) adlı oyunlarında, önceki yapıtlarından daha yüksek bir düzey tutturdu. 1863’te devletten aldığı küçük bir bağış sayesinde borçlarını ödedi. 1864’te Norveç’ten ayrılarak İtalya’ya gitti. Sonraki 27 yıl Norveç dışında, daha çok da Roma, Dresden ve Münih’te yaşadı. Bu süre içinde ülkesini yalnızca iki kez (1874 ve 1885’te) ziyaret etti.

Olgunluk dönemi. Ibsen, Norveç’ten ayrıldıktan sonra iyi bir çıkış yaptı. Bir öykülü şiir olarak yazdığı Brand’ı (ilk kez 1885’te sahnelendi) bu kez manzum oyun olarak yeniden ele aldı. 1865’te bitirdiği oyun, ertesi yıl Kopenhag’da yayımlandı ve İskandinavya’da kısa sürede başarı kazanarak Ibsen’e büyük bir gelir sağladı. Brand’ı 1867’de Peer Gynt (ilk kez 1876’da sahnelendi) izledi. Her iki oyun da, Norveç’teki yaşamın sığlığına ve Norveçlilerin kayıtsızlığına yöneltilmiş birer eleştiriydi.

Ibsen, Roma’da dört yıl kadar kaldıktan sonra 1868’de Dresden’e gitti ve 1875’e değin orada yaşadı. Digte’yi (1871; Şiirler) yayımladıktan sonra, iki oyundan oluşan ve ancak 1896’da sahnelenen 10 perdelik Kejser og Galilaeer’i (1873) tamamladı. Roma imparatoru Iulianus’un yaşamını konu alan ve putperestlik ile Hıristiyanlık arasındaki çatışmayı işleyen oyunda, insanın ruhuyla tutkuları arasındaki uçurumu giderebilecek bir “üçüncü alan” tanımı yapmaya çalıştı. Ibsen, genellikle en zayıf oyunlarından biri sayılan bu yapıtını, en büyük başarısı olarak görmüştür.

1875’te Münih’e gitti, 1878 sonbaharında yeniden Roma’ya döndü. 1879-80 yıllarında Münih’te geçirdiği kısa bir süre dışında, 1885’e değin Roma’da yaşadı. 1885-91 arasını gene Münih’te geçirdi. Manzum oyunlarının sonuncusu ve ününü borçlu olduğu toplumsal yergilerinin ilki olan Samfundets stotter, yayımlanışının ilk iki ayı içinde yalnızca Berlin’de üç ayrı çeviriyle beş ayrı tiyatroda sahnelendi ve İbsen’i bütün Almanya’ya tanıttı. Bunu 1879’da, büyük bir tartışma yaratan Nora, Bir Bebek Evi izledi. Ibsen bu oyunda, bir kocanın istemeden de olsa karısını nasıl maddi ve manevi köleliğe sürüklediğini konu alıyor ve toplumsal kurallara uyan bireyin özgürlüğünü nasıl yitirdiğini sergiliyordu. Oyunun 1889’da Londra’da sahnelenmesiyle, “Ibsencilik” üzerine 1890’lar boyunca sürecek ateşli tartışmalar başlamış oldu.

Avrupa’da yeni kurulan “bağımsız” tiyatrolar, örneğin Berlin’deki Freie Bühne (1889), Paris’teki Théâtre-Libre ve Londra’ daki Independent Theatre (1891), sahnelerini Ibsen’in bir sonraki oyunu Hortlaklar’la açtılar (bu yüzden bağımsız tiyatroların doğuşuyla bu oyun arasında bir bağlantı kurulagelmiştir). Hortlaklar, Ibsen’in kendisinin de doğruladığı gibi, Samfundets stotter ve Nora, Bir Bebek £v;”nden daha “aşırı” bir oyundu. Gerçekte bu iki oyun. Hortlaklar’a hazırlık niteliğindeydi. Ibsen bu oyununda, kalıtsal zührevi hastalığı, geçmişten devralınan ve yaşamı tüketen ahlaksal hastalıkların simgesi olarak ele alıyordu. Oyun Londra basınında, Norveç’te eleştirmenlerden ve kamuoyundan gördüğü tepkileri kat kat aşan düşmanca eleştirilerle karşılandı. Gene de Hortlaklar, Ibsen’in bundan sonraki oyunları En folkefiende (1882; Bir Halk Düşmanı, 1985), Yaban Ördeği ve Rosmersholm’a (1886; Rosmersholm, 1981) esin kaynağı olmuş gibidir. Bu oyunlarında Ibsen doğruyu söyleme yürekliliğini gösteren, gösteremeyen ya da doğruyu söylemekten kaçınanların içine düştüğü değişik durumları ele alır.

Son yılları. Ibsen, yazlarını Tirol’deki Gossensass’ta (Colle Isarco) geçiriyordu. Sık sık konuğu olan Münihli Helene Raff ve 18 yaşındaki Viyanalı Emilie Bardach’la 1889’da orada tanıştı. Bu genç ve akıllı kadınlarla olan ilişkisinin Ibsen için ne anlama geldiği bilinemese de, bu yakınlıkların en önemli oyunlarından Hedda Gabier ve Bygmester Solness (1892; Yapı Ustası Solness, 1946) üzerinde etkili olduğu söylenebilir. Ibsen 1891’de, artık dünya çapında ünlü bir yazar olarak Norveç’e döndü ve Kristiania’ya yerleşti. Bundan sonraki yıllarda kendisine belki de en yakın olan kişi, dostlarından birinin kızı olan ve edebiyat alanında yapmak istediklerini rahatça tartışabildiği Hildur Andersen’di.

Fruenfra havet’den (1888; Denizden Gelen Kadın) sonraki oyunlarında temalarını değiştirdi. Hedda Gabier, Yapı Ustası Solness, Lille Eyolf (1894; Küçük Eyolf) ve John Gabriel Borkman’la (1896; John Gabriel Borkman, 1951) birlikte, toplumsal ve ahlaksal bir sorunu ele alan bir tiyatro anlayışından, daha psikolojik, daha simgesel ve düşsel bir üsluba geçti. “Dramatik bir Son deyiş” alt başlığıyla yayımladığı son oyunu Naar vi dode vaagner (1899; Biz Ölüler Uyanınca), karakteri Rubek’in kişiliğinde kendine yönelttiği acımasız bir eleştiriydi. 1900’de ve ertesi yıl geçirdiği felç yüzünden yatalak olan Ibsen, 1906’da Kristiania’da öldü.

Ibsen çok titiz bir yazardı. Son yıllarında, her oyun üzerinde iki yıl çalışır ve bir dizi taslaktan sonra oyuna son biçimini verirdi. Çoğu günümüze ulaşan bu taslaklar, yalnızca oyunlarının nasıl ortaya çıktığını açıklamakla kalmaz, aynı zamanda bir tiyatro yapıtı yaratma sürecini de özgün bir biçimde belgeler.

Değerlendirme. Ibsen sağlığında, çağdaş ahlak anlayışının tiyatro yoluyla eleştirilmesinin (Bernard Shaw buna “Ibsencilik” adını vermişti) yolunu açan kişi olarak övgü toplamış, bazen de aynı nedenle yerilmiştir. Ama önemi, çağdaş gerçekçi tiyatronun kurucusu olmasında yatar. Günümüzde ise büyük teknik ustalığı, derin psikolojik kavrayışı, simgesel anlatımı ve oyunlarında kullandığı dilin yalın ve soğuk şiirselliğiyle önem kazanmıştır. Bireyde ve toplumda sahici olanla sahte olanı ve gerçeklikle yanılsamanın doğasını araştıran son oyunları, düzyazı tiyatronun gelişip zenginleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Ibsen’in mektupları Breve fra Henrik Ibsen (1904, 2 cilt, der. H. Koht ve J. Elias) adıyla, yayımlanmamış yazıları da Efterladte skrifter (1909, 3 cilt, der. H. Koht ve J. Elias) adıyla yayımlanmıştır. H. Koht’un Henrik Ibsen: eit diktarliv (1928, yb 1954) adlı yapıtı Ibsen’in en güvenilir yaşamöykülerinden bindir. Bernard Shaw’un, Ibsen’in oyunlarını daha çok topluma yönelttikleri eleştiri açısından ele alan The Quintessence of Ibsenism (1891, 2. bas. 1913; Ibsenciliğin Özü) adlı kitabı da, önemli başvuru kaynaklarından biridir.

ÖBÜR ÖNEMLİ YAPITLARI. Oyun. Norma, eller en Politikers kjaerlighed (1851; Norma ya da Politikacının Aşkı), Sankthansnatten (1853; Aziz Yuhanna Gecesi), Fru Inger til 0steraad (1855; 0steraad’lı Bayan Inger), Gildetpaa Solhoug (1856; Solhoug’daki Ziyafet), Olaf Liljekrans (1857).



Yorum Yazmak İster misiniz?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.