İlköğretim Haftası İle İlgili Yazı

0

Okulların açıldığı ilk hafta ilköğretim okullarında kutlanan İlköğretim haftası ile ilgili bilgi. İlköğretim haftası anlam ve önemi nedir?

İlköğretim Haftası İle İlgili Yazı
Eylül ayı geldiğinde hepimizi bir okul telaş ve heyecanı alır. Yurdumuzdaki tüm ilkokullar, her yıl genellikle Eylül ayının 3. haftasında eğitim ve öğretim etkinliklerine yeniden başlar. İşte bu haftaya İLKÖĞRETİM HAFTASI denir. Okulların açılması erken ya da geç olursa Haftanın kutlanması da ona göre düzenlenir.

1961 yılında çıkarılan 222 Sayılı “İlköğretim Yasası” gereğince bu haftanın anlam ve önemi üzerinde durularak, okullarda törenler düzenlenir. İlköğretimin yurdumuz ve insanlık için taşıdığı hayati önem ayrıca her türlü basın yayın organlarında dile getirilir.

Yasa uyarınca, yurdumuzda ilköğretim parasız ve zorunludur. Her altı yaşını bitirmiş çocuk, kendi yaşıtları ve Türk Millî Eğitiminin amaç ve ilkeleri doğrultusunda görev yapan öğretmenleri ile okulda buluşur, bilimin, uygarlığın yolunda yürümeye başlar. İlköğretim davası öyle titizlikle yürütülmektedir ki çok yakın bir gelecekte yurdumuzda okulsuz köy, okuma yazma öğrenmemiş, eğitimden yoksun tek kişi kalmayacaktır.

Bugün artık yurdumuzun her köşesinde, kız erkek tüm çocukların istek ve heyecanla gidebileceği modern ilkokullarımız var. Her yıl, yüz binlerce öğrenci bu okullarımızı bitirip, temel eğitimin ikinci basamağı olan ortaokul sıralarına otururken, okuma çağına gelen yüz binlerce çocuk, ilkokullarımızın kapısından ilk adımlarını atmaktalar.

Okullarımız daha ilk açıldığı günde, yeni gelen öğrencileri sevecenlikle karşılar, oyunlar oynanır, şekerler dağıtılır. Tüm öğretmenler ve yöneticiler okulu, öğrencilerin ikinci yuvası yapma özlemi ile çırpınır dururlar. Okulda tüm öğrenciler; akılcı, bilimsel, laik, milli, modern ve demokratik bir eğitim anlayışı içinde, Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ‘ün ilke ve buyrukları doğrultusunda, saygı ve sevgi temeline dayanan disiplinli bir ortam içinde, eğitim ve öğretim etkinliklerini gerçekleştirirler.

Çağdaş eğitim olanakları yeterli olan okullarla, kırsal kesimdeki olanakları az olan okullar haberleşerek kardeş okul olurlar. Olanakları fazla olan okul, diğer okula ders araç ve gereçleri bakımından yardım yaparak onların da bunlardan yararlanmasını sağlar.

Okul – Aile Birliği ile Okul Koruma ve Yardımlaşma Dernekleri de, okulda öğretmen ve öğrencilerin çalışmalarına yardımcı olmaktadır. Bunlar öğrencilerimizin okul dışında da, çeşitli kurslar, konferanslar ve diğer etkinliklerle zamanlarını daha iyi değerlendirmelerini sağlamaya çalışırlar. Önceden belirlenmiş yönetmelik ve programlarla çalışan bu yan kuruluşların eğitim-öğretim çalışmalarında önemli bir yeri, katkısı vardır.

Yurdumuzda zorunlu öğrenim çağında olup da zihinsel,sosyal ruhsal ve diğer duyu özürleri olan çocukların da öğrenimini devlet sağlar. Geri ve üstün zekâlı çocukların öğrenimlerini yapacakları özel eğitim kurumları yanında, anne ve babası olmayan ya da annesi, babası tarafından terk edilmiş olan çocuklar da yine devletçe açılan yetiştirme yurtlarında eğitimlerini tamamlarlar. Bu yurtlarda birer meslek edinerek hayata atılırlar.

Türk Ulusu’nun bireylerini bütünüyle ve her zaman, sevinçte ve kederde, millî duygular etrafında bölünmez bir bütün olarak, çağdaş bilgi ve teknikle donatıp, onlara olumlu eğitim davranışları kazandırmak İlköğretimin amacı ve görevidir.

OKUMA YAZMA SEFERBERLİĞİ:

Çağlar boyunca büyük devletler kurmuş olan Türk ulusu, uzun yıllar diğer devlet ve uluslar arasında uygarlıkları yayıcı ve geliştirici özelliği ile tanınmıştır. Türklerin ilk anayurdu olan Orta asya’daki Orhun Anıtlarında yer alan yazıtlar bunun açık bir örneğidir. Türklerin İslâmlıktan önceki dönemleriyle ilgili olarak ele geçmiş bu tür belgeler az değildir.

Türk-İslâm uygarlığının yaratılmasındaki nedenler de, Türklerin eğitime verdiği önemle, İslâmiyetin bilime verdiği değerde yaşar.

Osmanlı imparatorluğunun “Duraklama Döneminde” ise, her alanda görülen bozulma ve gerileme Osmanlı toplumunun dünyadaki gelişmelerin dışında kalmasına yol açmış, bu durum bilim ve eğitim alanını da olumsuz yönde etkilemiştir.

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yapılan yeni düzenlemeler, eğitim alanında yeni okulların açılmasını doğurmuş, fakat yenilik düşmanı softa ve yobazların da hücumundan kurtulamamıştır. Sonuçta, Cumhuriyetin kuruluşuna kadar bilim, eğitim ve öğretim konusunda, dünyadaki gelişmiş diğer uluslara oranla çok gerilerde kalınmıştır.

Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte yeni toplumsal düzenlemelere gidilmiş, bu düzenlemeler de yeni ve çağdaş bir eğitim sistemini yaratmıştır. Laiklik, medenî ve sosyal hakların sağlanması, yeni alfabenin kabulü ve millî, demokratik bir eğitim anlayışı ile büyük Önder Atatürk’ün hedef gösterdiği batı uygarlığına bir an önce ulaşmak amaçlanmıştır.

Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda okuma yazma bilmeyenlerin sayısı çok fazlaydı. 1927 yılında 6 yaşından yukarı olup da okuma yazma bilmeyenler % 89 yani 9.404.000’e ulaşmaktaydı. Bu konuda yapılan yoğun çalışmalara rağmen 1935 yılında, okuma yazma bilenlerin sayısı % 18,7’ye ulaşabilmişti. Bu dönemde açılan Millet Mekteplerinden 1927-1929 yılları arasında bir milyondan fazla yurttaş başarı belgesi almıştır. Yine 1930-1949 yılları arasında Millet Mektepleri bir buçuk milyon yurttaşımızı okur yazar yapmıştır.

Millet Mekteplerinin kapatılmasıyla, Millî Eğitim Bakanlığı 1935 yılında Halk Dershaneleri açarak, bu alandaki boşluğu doldurmayı amaçlamış, bu dershaneler özellikle 1960 yılından sonra yaygınlaşmış fakat daha sonraki yıllarda önemini yitirmiştir.

Okuma yazma öğretimi çalışmalarına Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki, temel eğitim merkezlerinde açılan “Temel Okuma Yazma Okulları“nda, Adalet Bakanlığının cezaevlerinde, Sağlık Bakanlığının sosyalizasyon bölgelerindeki sağlık ocaklarında, bazı gönüllü kuruluşlarda, kırsal alan ve gecekondu bölgelerinde okuma-yazma kursları düzenlenerek katkıda bulunulmuştur.

Özellikle 1980’den sonra, Atatürk’ün doğumunun 100. yıl dönümü nedeniyle yurt çapında açılan “OKUMA-YAZMA SEFERBERLİĞİ” ile Cumhuriyet tarihindeki en büyük gelişme gerçekleştirilmiştir. Bu şekilde 1980’lerde ulaşılan %80’lik okuma yazma oranı günümüzde %100′ lere ulaşmış durumdadır.

Yurdumuzda en büyük eleman sayısına sahip ve çok büyük bir kitleye hizmet veren Millî Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın önündeki en acil ve önemli bir konu ilköğretimi daha da yaygınlaştırıp, tüm Türk çocuklarının bu eğitimden geçmelerini sağlamaktır.





Yorum Yazmak İster misiniz?