Kohlberg’in Ahlak Gelişim Kuramı

0

Kohlberg’in ahlak gelişim kuramı nedir, özellikleri nelerdir? Gelenek öncesi durum ve geleneksel, gelenek sonrası düzey hakkında bilgi.

KOHLBERG’İN AHLAK GELİŞİMİ KURAMI

Kohlberg’in ahlak gelişimi kuramı, Piaget’in kuramının incelenmesi ve anlamlandırılmasıdır. Kohlberg de Piaget gibi çocuk ve yetişkinlerin, belli durumlarda davranışlarını yöneten kuralları nasıl yorumladıklarını incelemiştir.

Kohlberg, ahlak ile ilgili araştırmasını, çocukları oyunlarında gözlemleyerek değil, çocuklara ahlaki ikilemleri kapsayan belirli durumlar vererek onlara bu durumlar karşısında nasıl tepkide bulunacaklarını sorarak yürütmüştür.

Örnek olay:

Avrupa’da bir kadın, hasta ve ölmek üzeredir. Son zamanlarda hayatını kurtarabilecek ilaç, aynı kasabada oturan bir eczacı tarafından bulunmuştur. Eczacı, ilaç için 2000 dolar istemektedir. Bu fiyat, ilacın maliyetinin on katıdır. Hasta kadının kocası Hainz borç para alabileceği herkese gider. Fakat topladığı paralar, ilaç fiyatının yarısı kadardır. Hainz, eczacıya karısının ölmek üzere olduğunu söyleyerek ya ilacı biraz ucuza satmasını ya da daha sonra ödemesine izin vermesini ister. Ancak eczacı kabul etmez. Hainz çaresiz bir durumdadır. Eczanenin camını kırarak karısı için ilacı çalar. Bu durumda hasta kadının kocası ne yapmalıydı?

Kohlberg, ifade edilen olayla ilgili çocuklara yönelttiği sorular karşısında aldığı yanıtları sınıflayarak, insanların altı Ju yargı aşaması geçirdiklerini belirtir. Bu altı aşama ise, üç düzey içinde yer almaktadır. Bunlar; Gelenek öncesi düzey; Geleneksel düzey ve Gelenek sonrası düzeydir.

Söz konusu düzeyler, çocuk ya da yetişkinin “doğru” ya da “ahlaki davranış” olarak neyi algıladığına ve bunu nasıl belirlediğine göre sıralanmıştır. Her düzey kendinden önceki düzeye dayanmakta, kendinden sonraki döneme ise temel oluşturmaktadır.

Kohlberg’in ahlaki yaklaşımı şu niteliksel özellikleri kapsamaktadır:

1. Gelişim evreleri adım adım birbirini izlemektedir. (Örneğin; ikinci evrenin egoist bireyi dördüncü evreye atlayamamaktadır.)

2. Gelişim, herhangi bir evrede sona erebilmektedir. (Örneğin; Mahkûmların birçoğunun ikinci evrenin üzerine çıkamadıkları saptanmıştır.)

3. Bireyin ahlaki yargısı, ara sıra bir üst ya da alt evreye yoğunlaşmakla beraber baskın olarak bir evrede yoğunlaşmaktadır.

4. Birey, baskın olduğu evre düşüncesinden bir üst düşünceye yöneltilebilir, ancak bir alt evre düşüncesine yöneltilemez. (Örneğin; ikinci evrenin egoist bireyi cezalandırma korkusunun temel olduğu bir alt evreye yöneltilemez, ancak aile, akranlar gibi gruplara bağlılığa yöneltilebilir.)

5. Yaş, her zaman gelişim göstergesi değildir. Bazı gençler yetişkinlerden daha yüksek evrelere ulaşabilmektedirler.

6. Bilişsel gelişim, ahlaki gelişim için geçerli, ancak yeterli değildir.

A. GELENEK ÖNCESİ DURUM (DIŞSAL KURALLARA BAĞLILIK) (0-7 YAŞ ARASI)

Gelenek öncesi düzeyde, ahlaki gerekçelendirmelerin-temellendirmelerin merkezinde faydacı değerlendirmeler, ihtiyaç ve çıkarların tatmini, kişiye yönelik somut zararlardan kaçınma ya da kurallara ve otorite figürlerine karşı itaat yer alır. Buradaki bakış açısı, kendi çıkarlarını korumak, ihtiyaçlarını doyurmak ve kızgınlıktan kaçınmak için kuralları izleyen somut bireysel aktörün bakış açısıdır. Bu düzeydeki birey henüz kişiler arası ilişkilerin ve kuralların, başkalarının kendisinden beklentilerinin ayırdın da değildir, başkalarının bakış açısını algılayamazlar.

Bu düzey ‘dışsal kurallara bağlılık’ döneminin özelliklerini içerir. Kurallar başkaları tarafından konur. Bu düzeyde yer alan çocuk, yaşadığı toplumun iyi ve kötü kriterlerine göre davranır.

Eğitim ve Sosyo-kültürel durumdan geri kalmış ülkelerdeki bireylerin çoğunluğu bu düzeydedir ve bu düzeyde olan bireylerin diğer insanları birer nesne olarak görme eğilimleri vardır.

1. Aşama; Ceza ve itaat eğilimi-cezadan kaçınma ve boyun eğme (Heteronom ahlak) (0-4 yaş)

Bu düzeydeki çocuklar sadece otoriteye uyar ve cezalandırılmaktan kaçınırlar. Başka bir ifade ile çocuk kurallara inandığı için değil cezalandırılmamak için boyun eğer ve sorgulama yapmadan kurallara uyar. Kurallara uymanın veya doğru davranışın nedeni, otoritenin üstün iktidarından ve olası cezalandırmasından kaçınmaktır. Kurallar Tanrı, asker, polis, anne-baba vs otoriteler tarafından konulmuştur ve bu yüzden kutsaldır ve dokunulmazdırlar. Ancak otorite yoksa kuralları ihlal edebilir, (kurallarla, ortaya koyduğu somut ahlaki davranış arasında bağ kuramaz ve bu nedenle savunduğu görüş başka, ortaya koyduğu davranış başka olabilir. Ancak birey buradaki davranış çelişkisini-tutarsızlığını algılayamaz.) Örneğin; Öğretmen görmüyorsa kopya çekebilir; Yolda radar yoksa hız limitini aşabilir; Kimse görmüyorsa hırsızlık yapabilir.

Genel olarak olayların dış görünüşüne ve meydana gelen zararın büyüklüğüne bakarak karar verirler. Olayların gerisindeki neden önemli değildir. Etkinliğin fiziksel sonuçları, etkinliğin kötü ya da iyi olduğunu belirler. (niyet değil olayın fiziksel sonucu önemlidir.)

Örneğin; Çocuklardan biri annesine bulaşık yıkamada yardım derken 10 tane bardağı kazara düşürüp kırmıştır. Diğeri ise, annesi görmeden çikolata alırken bir tek çikolatanın bulunduğu cam tabağı düşürüp kırmıştır. Bu dönemdeki çocuklara, hangi çocuğun daha suçlu olduğu sorulduğunda; on tane bardak kıran çocuğun daha suçlu olduğunu belirtmişlerdir, (fiziksel sonuç önemlidir, niyet değil)

Bu aşamada birey “kuvvetli olan kazanır” düşüncesine sahiptir.

2. Aşama; Araçsal ilişkiler eğilimi (saf çıkarcı eğilim-Pazar ahlakı-bireyselcilik-amaca yönelik değiş tokuş)) (4-7 yaş)

Kendi ihtiyaç ve çıkarlarını tatmin etmek; buna ulaşmak için bu dünyada başkalarının çıkarlarını da dikkate almak zorunluluğu duyan bireyin açısı

Bu aşamada çocuk ödüllendirilen şeyleri yapmaya, ceza göreceği davranışlardan kaçınmaya başlar. Bu nedenle bu aşamaya ‘saf hedonizm’ hoşlanmacılık) dönemi de denir. Yani eğer bir şey hoş sonuçlar veriyorsa iyidir.

Başkalarının ihtiyaçlarının da olduğunu anlamakla beraber, kendi çıkarlarını öncelerler. Her şeyden kendi ihtiyaç ve çıkarlarının karşılanması önemlidir. Ne kadar alırlarsa o kadar vermeleri söz konusudur, “sen benim sırtımı kaşı, ben de senin sırtını kaşıyım” atasözüne uygun davranırlar.

Örneğin; “al gülüm ver gülüm”;” kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez”; Ne kadar verirsem o kadar almalıyım”; “Ne kadar ekmek o kadar köfte”; “patron hakkımı vermiyorsa bende işi savsaklarım.” “Ahmet’e borç para vermeliyim ki dara düştüğümde o da bana versin.”

Bireycilik ve karşılıklı çıkara dayalı düşünme ve alışveriş söz konusudur. Aynı zamanda karşılıklı çıkarların yani alışverişin eşit ve adil olunması gerektiği anlayışı vardır.

B. GELENEKSEL DÜZEY (8-20 YAŞ)

Birey için aile, bulunduğu grup ve toplumun beklentileri her şeyden önemlidir. Bu beklentiler sorgulanmadan olduğu gibi kabul edilir. Karar almak durumunda kaldığında içinde bulunduğu grubun kuralları etkili olur. Grubun doğruları birey içinde doğrudur. Birey, gruptan ayrı olsa dahi gruptan bağımsız davranma ve karar verme eğilimi pek yoktur, “iyi çocuk” olma noktasında grubun beğenisini kazanma ön plandadır.

Sosyal düzeni koruma-destekleme önem arz eder. Bu anlamda davranışın toplum düzenine etkisi düşünülür.

Bu düzeydeki bireyde empatik düşünce gelişmiştir, (ben-merkezci düşünme yerini empatik düşünmeye bırakır.) Birey, başka kişilerin de duygularını, düşüncelerini dikkate alarak onların nazarında dünyaya bakmaya ve anlamaya çalışır.

Geleneksel toplum değerlerinin benimsendiği söz konusu düzeyde birey, otoritenin kurallarını benimser ve kurallara uygun davranır.

3. Aşama; Kişiler arası uyum eğilimi-iyi çocuk eğilim-Akran kanısı ahlakı (8-12 yaş)

Yakınlarının kendisinden beklentilerin gerçekleştirmek; ‘iyi niyetli’ olmak ve başkalarına yardım etmek önemlidir.

Bu dönemde akran gruplarıyla işbirliği gözlenir. Grup kurallarına ve beklentilerine uygun davranma eğilimi vardır. Amaç grup tarafından kabul edilmektir.

4. Aşama; Kanun ve düzen eğilimi-Toplumsal sistem ve vicdan (12-20 yaş)

Toplumu, grupları ya da kurumları korumak doğrudur. Ödevler yapılmalı, yasalara uyulmalıdır.

Bu dönemdeki birey için doğru davranış, otoriteye ve sosyal düzene uygun davranmak ve görevlerini yerine getirmektir. Artık, akran gruplarının kurallarının yerini, toplumun kuralları ve kanunları almıştır. Kanunlar soru sorulmaksızın izlenir. Tartışmasız itaat gereklidir. Kanunlar herkes için geçerlidir ve herkes uymak zorundadır. Kanunlara uymayanlar asla onaylanmazlar. Birçok yetişkin muhtemelen bu dönemde kalır.

Bu dönemde birey, bir sistem ya da düzenin korunması kaygısını taşır. Sistemin korunması ve düzenin sürekliliği için birey, kendini ahlaki olarak sorumlu görür. Sadece içinde bulunduğu grubun çıkarlarını değil, grubu da aşan bir sistemin-düzenin bakışını benimser. ‘Herkes böyle yaparsa ne olur-toplum bundan zarar görür’ diyerek, gruba göre daha genel ve kapsamlı sistem ya da bir ideolojinin bakış açısını üstlenir. Bireyi, sistemin-düzenin sürekliliği için ödevler üstlenen, gerektiğinde onlar için kendini feda etmesi gereken biri olarak görür.

Bu dönemde birey için temel güdü “toplumsal düzeni sağlamaktır.” Bunun için kanun ve kurallara mutlaka uyulmalıdır. Bu bağlamda “şeriatın kestiği parmak acımaz” anlayışı hâkimdir. Yani hırsızlık yapan bir çocuk savcı olan babası tarafından polise ihbar edilmelidir. Çünkü burada vicdani sorumluluk mevzu bahistir. Nitekim vicdani değerler de davranışlara yön verir.

C. GELENEK SONRASI DÜZEY

Bu düzeydeki birey özgürlüğe, eşitliğe, birlikteliğe, insanların huzuruna, esenliğine, onur ve şerefine saygı göstermeye yönelik soyut ahlaki ilkeler geliştirirler. Bu ilkeler genellikle yaşam, özgürlük, insan onuru gibi pozitif değerleri içerirler.

Bu dönemde birey, bir önceki aşamada (4. Aşama) olduğu gibi kendini hukuk ve düzene hizmet eden biri olarak görmez, aksine hukuk ve düzeni kendi özgürlüğüne hizmet eden, kendisinin de özgür iradesi ile bağlandığı, sorumluluk hissettiği toplumsal sözleşme olarak görür. (Kaya, 2007) Başka bir deyişle birey, kural ya da kanunlara ya toplumsal bir sözleşmenin bir parçası ya da evrensel prensipler ışığında bakar.

5. Aşama; Sosyal sözleşme eğilimi

Yasalar herkesin yararını ve haklarını korumak için vardır. Olabildiği kadar çok sayıda insan için olabildiği kadar çok fayda sağlanmalıdır. Yaşam ve özgürlük hakkı mutlak geçerliliği olan değerlerdir.

Kanunların kullanımı ve bireysel haklar eleştirici bir şekilde incelenir. Toplumun kanunları ve değerlerinin göreli ve topluma özgü olduğu kabul edilir.

insan için toplumsal düzen, kurallar ya da yasalar bireyin haklarının garantisi oldukları için önemlidir. Bireyin bunların ya bunların altında ya da onlar için değil, onlar birey içindir ve gerçekçi bir bakış açısıyla birey özgür iradesiyle bunlara uyar. Başka bir deyişle insan hakları ve insan yaşamı söz konusu olduğunda kanunlar toplum yararına değiştirilmelidir, (kanunlar mutlak değildir, canlı-yaşayan süreçlerdir. İlerleyen süreçte duruma göre değiştirilebilir.) Kanunlar, sosyal düzeni korumak, temel yaşama ve özgürlük haklarını güvence altına almak için gerekli görülür, (çoğunluk anlaşarak azınlıkta kalanların temel haklarına zarar verecek kanunları yapamazlar)

6. Aşama; Evrensel ahlak ilkeleri eğilimi (40 yaş ve üstü)

Akıl sahibi bir insan olarak genel ahlak ilkelerinin geçerliliğine inanılır ve kişisel olarak onlara karşı sorumluluk hissedilir. İlkeler, bütün insanların eşit haklara sahip olduğu, her insanın onuruna saygı duymak gerektiği vs gibi adaletin genel tasavvurlarıdır.

Bu aşamada ki ahlaki prensipler; Adalet; insan onuru önünde, her değerin üstünde olabilecek içsel bir saygı-bütün insanları kapsayacak, evrensel insani şefkat ve ilgi- en fazla özgürlük ve kaynakların paylaşımı bakımından eşit haklardır. Bu hakları ihlal eden kanunlara uyulmamalıdır. Çünkü “adalet yasanın üstündedir.” Bireylerin haklarına cinsiyeti, dili, dini, ırkı ne olursa olsun saygı esastır.

Bu aşama bir önceki aşamanın daha bir olgunlaşmış, evrensel adalet anlayışı, insan hakları, insan onuru ve şerefinin daha bir özümsendiği bir aşamadır.

ilerleyen süreçte Kohlberg, 6. aşamanın 5. aşamadan gerçekte çok farklı olmadığını bu nedenle de her iki dönemin birleştirilebileceğini önermiştir.



Yorum Yazmak İster misiniz?